Doktorluk ve Depresyon

Doktorluk ve Depresyon

İntörnlüğümün ilk yılında birşeylerin yanlış gittiğini biliyordum, uyuyamıyor ve eğlenemiyordum. Zamansız olarak kendimi ağlamaklı hissediyordum. Daha kötüsü, hastalarla iletişimimde de sıkıntı olduğunu düşünüyordum. Kimseye yardımcı olamadığımı hissetmiştim, panik ve umutsuzluk duygusunun kıyısında yürüyordum.

Ben bir hekimim, hatta söylemek gerekirse oldukça da iyi eğitim almış biriyim. O zamanki sevgilim (şimdiki eşim), birşeylerin yanlış gittiğinin farkına vardı ve beni yardım almam için ikna etti. “İntörn destek grubu” ve grubu koordine eden bir sosyal çalışmacıyla tanıştım. Ben farkına varmamıştım ama, onlar benim depresona girdiğimi farketmişlerdi.

Yalnız değildim.

Geçtiğimiz yıl, “Journal of the American Medical Association” da, asistan doktorlarda depresyon belirtileri üzerine bir çalışma yayımlandı. Hala eğitimlerine devam eden, 50 asistan araştırmaya konu oldu. Araştırmacıların bulgularına göre, katılımcıların yüzde 30’una ya depresyon tanısı konulmuş yada depresyon belirtilerini gösteriyor.

Rakamların daha kapsamlı bir çalışmayla, farklı meslek gruplarından insanlarla karşılaştırılması gerekiyor. Ancak eldeki veriler, hekimliğin psikolojik yardıma en çok ihtiyaç duyan mesleklerden biri olduğunu gösteriyor. Bu sıkıntılı durum, hem hekimleri hem de hastaları riske sokabilir. Araştırma ayrıca gösteriyor ki, doktorlarda depresyon belirtilerinin oranı, asistanlıklarının ilk yılı boyunca yüzde 15 oranında artış göstermiş.

Doktorlarda Depresyon

2008 yılında Michigan’da çalışan hekimler üzerinde yapılan bir çalışma ise, iş tecrübelerini ve depresyon belirtilerini sorguluyor. Katılımcıların yüzde 11’inden fazlası, şiddetli depresyonla mücadele ettiklerini belirtiyor. Bu hekimler ayrıca, beklenen bir sonuç olarak,  iş verimliliklerinin ve tatminlerinin düştüğünü belirtiyor. Ayrıca, iki veya üç kere akıl sağlıkları hakkında da kaygılandıklarını dile getiriyorlar. Aslında doktorlarda depresyon, hiç bilinmeyen bir konu değil. Ancak, özellikle ABD’de Tıp Sektörünün büyük bir ekonomi olması sebebiyle, hekimler gelirlerinin düşmemesi hatta, mesleklerini yapmaya devam edebilmek için, bu durumu kimseyle paylaşmıyorlar.

1990 yılında yürürlüğe giren “Amerika Engelliler (Disabilities) Yasasına” göre işverenlerin, iş başvurusu yapan adaylara sağlıklarıyla ilgili geniş kapsamlı sorular sormaları yasaklanıyor. Amerika’da tıp diplomasını onaylayan kuruluş olan Federation of State Medical Boards, hala adaylara (hekim veya diğer sağlık personeli) akıl sağlıklarıyla ilgili oldukça detaylı sorular sormaya devam ediyorlar. Tam da bu yüzden,  genelde asistan hekimler, kimi zamansa uzman hekimler, özgeçmişlerinde böyle bir bilgi olmaması için, tedaviye başvurmaktan çekiniyorlar. Kendi kendilerini tedavi etmeye çalışıyorlar.

Bazı tedavileri uygulamakta problem pek yok, anti-depresanlar gibi. Ancak, hekimlerin kendileri için uygun buldukları tek tedavi bu olmuyor. 2012’de JAMA Surgery’de yayımlanan bir araştırmaya göre, Amerikan Cerrahlar Birliğine üye olan doktorların yüzde 15’inden fazlasında aşırı alkol kullanımı veya bağımlılık olduğu tespit edilmiş. Araştırmada Michigan Alcoholism Screening Test (MAST) kullanılmış. Kadın cerrah arasında ise, aşırı alkol kullanım oranı yüzde 25’i geçmiş durumda.

Çözüm Yolları

Doktorların, ilaçlara ulaşması diğer insanlara göre çok daha kolay. Bundan dolayı, isteyerek yanlış veya fazla ilaç kullanmakta hekimler arasında çok daha yaygın. Anestezi uzmanlarının ise tüm doktorlardan çok daha fazla ilaca ulaşma imkanları bulunuyor. 2005 yılında Anestezi bölümünde uzmanlık eğitimine devam eden asistanlar arasında yapılan bir çalışmaya göre, katılımcıların yaklaşık %20’si, eğitimleri boyunca, en az bir kere gereksiz ilaç kullanmış.

Maalesef, depresyon ve madde kullanımı daha büyük sorunlara yol açabiliyor, intihar gibi. Geçtiğimiz yıl yapılan çalışmada, cerrahların yüzde 6’sından fazlasının intihar düşüncesine kapıldıkları tespit edilmiş. Bu kişilerinse sadece dörtte biri, yardım almışlar. Destek almaktan çekinmelerinin en büyük nedeni ise, diplomalarını alamama korkusu. Sorun, asistan hekimler arasında çok daha yaygın. Her yıl, yaklaşık 400 hekimin intihar ettiği tahmin ediliyor.

Durum oldukça açık olmasına rağmen, hekimlerde ve intörnlerde depresyonun ne kadar yaygın olduğu tartışmaya açık bir konu değil ve kimsenin de gündemini oluşturmuyor. İntihar oranlarının en yüksek olduğu meslek gruplarından birinin, belki de ilkinin, doktorluk olduğunu kimse dikkate almıyor. Tam da kritik konu burası, birçok hekim özellikle de asistanlar bu sessizlikten acı çekiyor ve yardım istemekten de çekiniyorlar. Başlıca neden ise, mesleki olarak hatta belki kişisel olarak da bu durumun kendilerinin aleyhine olacağını düşünmeleri.

Kendi asistanlık günlerim hakkında açık davranmaya çalışıyorum. Birkaç yılımı depresyonda geçirdim, ancak iyi bir terapist ve iyi arkadaşlarla atlatmayı başardım. Bir çocuk doktoru olarak, asistanlarla ne zaman konuşsam ve bazılarında depresyonun kimi belirtilerini fark etsem, bu konuda konuşmaya ne kadar çekindiklerini görüyorum. Eğer konuşmazsak, bu durum ciddiyetini koruyacak ve böyle, belki daha da kötüleşerek devam edecek. İntihar her zaman trajedidir, bir hekimin intiharı ise ayrıca parodidir.

Kaynak:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir